Aynı zamanda başlıkta niye Sezai Karakoç, isim olarak önde yazılmamış diye tartışmak da abesle iştigal eder. Çünkü ikisi de ağır toplardandır. İki isim de ayrı birer makaleyi ve kitabı hak eder ki piyasada bu isimlerle alakalı tonla çalışma var. Ama bir zuihitsu yok. Yani o yüzden ben de zuihitsu yani öz yazıyla bu isimler hakkında birşeyler yazmaya çalışacağım. Haddim olmamasına rağmen.
Yaşar Kemal özünde bir inkılapçıydı, Sezai Karakoç ise Dirilişçi. Diriliş endüstrisi inkılabı veya rönesansı. Aslında Yaşar Kemal, Nobel’e aday gösterilmedi; Nobel ödülü Yaşar Kemal’e aday gösterildi.
Şimdilerde zuihitsu ile sohbetin benzer olduğunu fark ettim de. Nasıl ayırt edilebilir diye bir araştırayım dedim. Oldukça basitmiş. Zuihitsu(öz yazı) Japon edebiyatına hasken sohbet, Batı edebiyatına ait. Bir de şu var. Zuihitsu rastgele yazılan iç düşüncelerken, sohbette belli bir mantıksal plan gözetilir.
Bazen düşünüyorum.
Acaba zuihitsu yani öz yazı yazarken beş on sayfalık bir dergi yazısına
dönüştürülebilir mi diye? Diriliş inkılabı gibi ağır ve ciddi bir konuyu tarzım
gereği serbest yazarken aklıma klasik dönemde akademik metinlerin de zuihitsu şeklinde
yazılabildiği geliyor.
15 seneden fazladır
muhayyelat ediyorum. Ve şunu söyleyebilirim ki aslında başından beri yazmak
istediğim tek şey muhayyelattı. Muhayyelat dediğimizde ne anlamalıyız? Onu da
sizin hayalinize bırakıyorum.
Anlaşılan o ki
zuihitsu için bile bazı kurallar gerekli. Her ne kadar serbest bir biçim olsa da.
Bir öz yazı, edebi olmalı. Yazacak kişinin belli bir birikimi olmalı. Ve son
olarak da eski öz yazı klasikleri hatmedilmeli. Ardından istediğin kadar
serbest bir şekilde yaz.
Atatürk inkılaplarına inkılap diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz çünkü bu inkılaplar tepeden inme olduğu için kavramsal olarak yanlış adlandırılıyor. Devrim diyebiliriz ama. Daha önce de yazdığım gibi inkılap tarihi sadece Atatürk inkılaplarından ve Fransız devriminden oluşmamakta. Belli bir inkılap tarihi literatürü oluşturulmalı. İnkılap tarihi enstitüleri kendilerine inkılap yapmalı. İnkılaplaşırken köpekleşmemek en doğrusu tabi.
İnkılap dediğin vapurdur
Seni almak üzere limana yanaşan
İnkılap dediğin traş bıçağıdır
Seni sinekkaydı yapacak olan
Gaulle olmasaydı da diriliş başarılı olurdu. Missouri’den
Çin’e kadar daha ne dirilişler var. İsa’yı namı diğer Batıyı diriltmek için daha
ne kadar geçmişimiz parça parça koparılacak? Nöbet dediğin namustur, şereftir.
Bu ciddi laf günümüzde oldukça ironik bir hale geliyor ve gelmekte.
Bamsı dediğin deli bir demirci
Hatunu olmalı güçlü güzel er kişi
Arabinin elinde bir selcan
Amcadan gelen şaman Noyan
Savaş dediğin ruhla yapılır. Savaş ruhu olmadan yola
çıkılmaz. Batının düşünen adamı, o kadar baskıdan dolayı bunalmış, içerlenmiş
ve kinlenmişti ki ilerledikleri yolda dakka başı durup, yürüdükleri yolun her
taşını toprağını kendi zevklerine ve fikirlerine göre değiştirmişlerdi. Bu her
ne kadar yola saygısızlık olsa da büyük bir azim örneğidir. Şimdi ise bizler,
maliyet gereği işçilikten vazgeçmiş kaldırım mühendisleriyiz. Soğuk savaşın kara
koçları, aslında günümüzde münzevi bir hayat sürerek tepkilerini
göstermişlerdi. Alelade bir münzevilik değil, hayatın içinden sert bir
münzevilik. Siyasete de oldukça sert bir tepki veren Karakoç ağabey üstad, hem
hayatın içindeydi, hem de dışında. Zahidlik değil münzevilik diyorum. Çünkü zahidlik
Kuran’a tersken münzevilik oldukça hayat dolu bir kavramdır. Sezai Karakoç ve
Tolstoy’u en iyi modern münzevilerden sayabiliriz.
Taşı ilk günahsız olanımız atmalı. Bir peygamber değiliz elbet. Ama bağışlamasını da bilmeliyiz. Yoktur birbirimizden üstünlüğümüz. Komşunun çöpünden şikayet etmek yerine kendi bahçemizi temizlemeliyiz.
Rus dediğin yakışıklı, güzel, karizmatik, uyanık, dava adamı ve zeki olur. Bir yandan da Karadenizlidir de. Rasputin’i örnek gösterebiliriz buna. Ben de Gürcü kökenli bir Karadenizli sayılabilirim. Ne varsa Karadenizliler de var. Ülkedeki aykırı sanatçı ve kültür adamlarının çoğu Karadenizlidir mesela. Gümüş ruh ta diyebiliriz.
Nefret dolu sekiz kişiyiz. Kendi hapishanemizden çıkarken yarı mutlu bir şekilde etrafa bakıyoruz. Güvercinler havada uçuşurken burnumuza ekmek kokuları geliyor. Aramızda yaşayan bir hayalet. İçimiz Fransız, dışımız Kızılderili. Ve bu gece o gece. Tekrar tekrar olacak. Olmak zorunda.
Yorumlar
Yorum Gönder