Kadın sevimli bir şekilde sırıtıyordu, sevgilisinın
yanında.Adam da eliyle yüzünü kapatıp başını sallıyordu.Yapılan saçma espri
hoşuna gitmişti ama hoşuna gitmemiş gibi davranmayı tercih etti. Kadın devam
etti:
-Come on dude!..
Ve daha fazla kendini
tutamayıp kahkahayı salıverdi.Kafedekiler, çiftin masasına garip garip bak-
maya başlamışlardı.Erkek ilk önce sırıttı, sonra rahat bir nefes alıp öksürdü:
-Hadi ama, sen de fazla abarttın Nihal!Alt tarafı, bir
karakterin silahlı beş kişiyi sadece ortaya çıkar-
ak etkisiz hale getirdiği bir sahnede seslendirme yaptım.
Nihal, kendini toparladı:
Vaay artist!..
-Tabii!
Ama genç daha lafına başlayamadan yanına endişeli gözüken
bir garson geldi:
-Efendim, müşterileri rahatsız ediyorsunuz.Lütfen ya susun,
ya da dışarı çıkın!
Nihal' in de Kazım' ın da suratları düştü.Nihal, tam
garsonun suratıına kafenin ortasında bas bas bağıracakken Kazım nişanlısını
durdurdu.Ardından tipinden beklenmeyecek ince bir zarafetle garsonu tuttu.Sonra
onunla bir kenara çekilip biraz hasbihal etti.Garson, biraz tereddütlü, kafenin
müdürünü çağırmaya gitti.Bu bekleme süresinde etrafa göz gezdirmeye koyuldu.Bu
sırada elinde mektup açacağı bulunan bir eleman, hızla önünden geçince
irkildi.Müdürün acil bir işi olduğunu anladı.Nikahlısı Nihal' in ne yaptığına
bakmaya başladı.Kız, canı sıkkın bir şekilde masadaki çatal bıçakla oynuyor,
etrafına bakınıyordu.Birden Nihal' in telefonunun çalıp cevap verdiğini gördü.
Kimin aradığını merak etmişti.Ama sonra masanın birinde
oturan kendisi gibi tuhaf bir tip dikkatini çekti.Masası, yiyecek-içecekle
donatılmıştı.Zengin ve ukala tiplerden birine benziyordu besbelli.Bu tip, hem
atıştırıyor hem de çevresine bakınıyordu.Birden yazı yazdığını da
farketti.Kazım, şaşırmış- tı buna.Çünkü çocuk kendisine bir ahmak gibi
görünmüştü.Sonra başka tarafa bakmaya başladı.
Müdür, hala gelmemişti.Nihal ise kontörü bittiğinden olacak,
masanın başında bulunan telefon kulübesine dadanmış, konuşmasına ordan devam
ediyordu.Şikayet edildiğini hatırlayınca aniden siniri yükseldi.Çünkü
nişanlısıyla güzel güzel muhabbet ederken bütün bu kafedeki ahmaklar sürüsü
tipinden ve davranışlarından rahatsız olmuşlardı.Halbuki
küçüklüğünden beri, bu nedenler yüzün- den sürekli eziyet görüyordu.Tabii ne
bileceklerdi bu ahmaklar, bu gibi şeyleri.Yesinler içsinlerdi sadece.Gitgide
geçmişinin derinliklerine dalmaya başladı.Öğrenim hayatı boyunca fazla konuşma-
masına rağmen sesinin güzelliğini farkeden müzik öğretmeni bile ona yardım
etmemişti.Bu onun en büyük hayalkırıklıklarından biriydi.Belki de müzik öğretmeninin maaşının azlığından ve
okula sadece bir gün gelmesinden dolayı da olabilirdi.Ona yardım eden tek kişi,
okulun zorba geçinenler- inden biriydi.Lise hayatı boyunca birbirlerinden
nefret etmişler, ama liseyi sağ salim bitirebilmek için de birbirlerine yardım
etmişler, zorba ve ezik rolü yapmışlardı.Kazım, üniversiteyi bitirince tekrar
eski zorbasıyla karşılaşmıştı.Ama zorba, Kazım' ın önünde gözyaşlarına boğulup
yerlere kapanmış ve kendisiyle evlenmek istediğini bildirmişti.Kazım da ne diyeceğini
bilememiş, bir süre sonra da eski zorba Nihal' le nişanlanmıştı.Şimdi ise
Youtube' a attığı videolar ve sokakta yaptığı müzisyenlikle meşhur bir
seslendirme ajansından teklif almıştı.Kazım, geçmişini şöyle bir düşünün- ce
keyifle sırıttı ve geçmişinin o kadar da berbat olmadığını farketti.Nihal,
Kazım' ın sırıttığını gör- ünce ona ters ters bakmaya başladı.Mektup açacağını
müdüre götüren eleman, korka korka Kazım' ın yanına yanaştı.Sesi titriyordu az
da olsa:
-Kazım bey, müdür sizi çağırıyor.
-Allah Allah, onu anladık ta niye bu kadar geç
çağırıyorsunuz ki?!
Eleman, kendini toparlayıp cevap verdi:
-Acil bir iş çıkmıştı, ama müdür ısrar etti.İlk Kazım Can
beyin işini halledelim diye!..
Kazım, keyiflendi.Müdürün odasına doğru yola koyuldu,
elemanla birlikte.Ahmak gibi görünen çocuk ise hareketlenip ayağa kalkmış,
etrafta gezinip bakınmaya başlamıştı.Nihal de bir kadına gözlerini dikmiş,
kuşkuyla bakıyordu.Müdür odasına giren Kazım' a şöyle bir baktı, gözlüklerini
çıkarıp.Sonra yerinden Kazım ile tokalaştı:
-Vallahi Kazım bey, benim oğlan size hayran.Televizyonlarda
gördüğümüzden daha yakışıklıymış- sınız.Bir de sesiniz de çirkin olsa!..
Kazım, bu espriye ne yapacağını bilemeyen bir tebessümle
karşılık verdi.
-Estağfurullah efendim!O sizin teveccühünüz.
Müdür şaşırmıştı.Bu tipteki birinin bu kadar ince ruhlu
olmasını beklemiyordu.Sevindi ve bir miktar tebessüm etti:
-Sevdim sizi!
Birden aklına Kazım' ın oynadığı rollerden biri geldi:
-Ama şu da var ki feministliğin bu kadar meşhur olduğu
dönemde, bunun arkasına sığınan o sapık karakteri seslendirmiş olmanız, sizin
için bir lekedir kanımca.
Kazım, kariyerindeki o dönemeci hatırlayınca ister istemez
eli titrediği için kendisine ikram edilen çayı bir miktar döktü:
-Ama bakın, bu siz izleyicilerin kararı.Yeni başlayanların
kaderi budur.Kötü olsun iyi olsun, kendi-
mizi geliştirmek için ayırt etmeden yapmak zorundayız.
Müdür, lafı değiştirme gereği duydu:
-Şimdi, özel bir imza alabilir miyim benimki için?
-Niye olmasın?!
Kazım, ortalama yarım bir kağıda kendi imzasını kendine has bir biçimde atmaya
başladı.Masalar-
ın orada da Nihal, gözüne kestirdiği kadını masasına
oturtmuş, birlikte konuşuyorlardı:
-Evet, aynen öyle oluyor, o keki kabartma işi.
Gizemli kadın, kendilerine yan yan bakan çocuğun
bakışlarından kurtulmak için yeni bir konu açma gereği duydu:
-Bak, bagaja nasıl eşya sığdırılacağını hiç duydun mu?!
Nihal' le öbür kadın birbirleriyle samimi bir şekilde
muhabbet etmeye devam eder.Ama son açılan konu Nihal' in tuhafına gitmiş,
kuşkularını arttırmıştır.Çocuk ise hem bir yandan kadınları kesiyor, hem de
içeceğini içip çalıştığı kurum için gerekli notlar çıkarıyordu.Aslında bu
çocuk, istihbarat- tandı.Gezmeyi sevdiği için babasından izinli izinsiz
dışarılara çıkıyor, gece geç vakitlerde geldiği için de babasından azar
işitiyordu.Birgün bir suçu işlenirken görüp polise haber vermiş, yakalatmış-
tı.Bu onun ilk başarısıydı.Onsekiz yaşını aştığı zaman da
MİT' e başvuru yapmış, başvurusu kısa bir süre sonra kabul edilmişti.Şimdi ise
bu kadının bir kiralık katil olduğunu farketmişti.Lakin önünde iki soru
duruyordu.Birincisi bu kadın niye buradaydı ve kim tarafından kiralanmıştı?
Birden aklına mektup
açacağı geldi, çalışanlardan birinin ecza dolabını karıştırmasını seyrederken.
Şöyle bir tahmin yürüttü aklından.Zaten bu kadının burada
uzun süre durması hayra alamet değildi,
bir takım aksilikler çıkmış olmalıydı ki bu kadının işi
uzasın.Kiralık katilin karşısındaki kadın, bir şeylerden kuşkulanmış olacak ki
katili lafa tutuyordu besbelli.Lafa tutan kadına daha bir dikkatli bakınca
birden kafasında şimşekler çaktı.Heyecanından eli titredi.Bu kadını tanımıştı,
Kazım Can' ın sevgilisiydi.Tam bağırıp o masaya doğru koşacakken kendini zor
tuttu.Kazım Can' ın sesini ve pek iyi olmasa da oyunculuğuna hayran olsa da şu
an bir iş üstündeydi.Hayranlıkla işini karıştırma- sa iyi olacaktı.Hem kiralık
katil ürkebilirdi.Kiralık katille ilgili düşüncelerine devam etti.Kadının
tuvalete gidiyorum ayağına müdürün odasına girdiğini hatırladı.Baş elemanın,
kendisine el salladığı
nı ve elindeki ecza dolabından alınmış şişeyi
farketti.Elemanlardan birinin ofise götürdüğü mektup açacağını da göz önünde
bulundurunca puzzle' ı çözdüğünü hissetti.Önündeki puzzle' a bakınca cidden
çözmüş olduğunu gördü.Katil odaya girmiş, zehirli bir mektup bırakıp
çıkmıştı.Aniden omzuna bir el dokununca şaşırdı, sevgilisi gelmişti.Sevgilisi,
oturdu ve sakince sırıttı:
-Naber, ajan efendi, işler nasıl?!
Çocuk, sevgilisinin ellerindeki birkaç poşet elbiseyi
görünce kızmıştı:
-Evet te güzelim, böyle de olmaz ki!Paket paket elbise
almışın.
Kız ilk somurttu:
-Yaa, beğenmedin yani...
-Öyle demek istemedim.Hani birlikte alışveriş yapacaktık ya!
-Dayanamadım, aldım işte.
-Her neyse, Kazım Can gelmiş, babamın odasında.Acele edek.
Kız, giysilerden birinin elbise askısını çıkarıyorken
duyduğu haberle şaşırdı.
-Aa, hani şu senin sevdiğin seslendirmen.Ama onun oyunculuğu
da pek bir berbat ya!
Çocuk, ters ters bakmaya başlayınca kız güldü.Atari ustası
sevgilisini, atari makinesinin başında bırakan çocuk, ofise girdi.Ofiste yeni gelmiş
müdür yardımcısından başka kimseyi göremedi.Müdür yardımcısının şaşkın
bakışları altında, masanın üzerini kontrol etti.Ellenmemiş mektubu görüp rahat
bir nefes aldı:
Oh, çok şükür!
-Hayırdır Ekrem, ne iş?!
Müdür yardımcısına gülümseyip selam veren Ekrem, babasının
nerede olduğunu sordu.Arka bahçe- de olabileceği yanıtını alınca da bir kağıda
birşeyler karalayıp müdür yardımcısına verdi.Ardından sevgilisiyle birlikte
arka bahçeye doğru yola koyuldu.Tuvaletin yanında geçerlerken, Ekrem ve
sevgilisi hızlı hızlı yürüyorlardı.Oysa ki dönüp tuvaletten çıkan kişiye bir
baksalardı, o kişinin Kazım Can olduğunu göreceklerdi.Ekrem ise Kazım Can' ı
halen babasıyla beraber sanıyor, sevgili- siyle birlikte onla biraz muhabbet
edip fotoğraf çektirebilmek için hızlı hızlı yürüyordu.Müdür yardımcısı
okudukları karşısında biraz afallamış ve sevinmişti:
-Ne adamsın be Ekrem?!
Ardından notu masaya bıraktı, ellerine geçirdiği plastik
eldivenlerle mektubu aldı ve açık havada yakmak için dışarı çıktı.Notta
yazılanlar ise şöyleydi:''Kadri abicim, mektup zehirli.Büyük ihtimal babamı
öldürdükten sonra arsaya konmak isteyen holding sahibinin işidir.''
Ekrem ve sevgilisi,
arka kapıyı açıp yangın merdivenini geçtikten sonra müdürü gördüler.Müdür,
yalnız başına sigara tüttürüyordu.Oğlunu ve sevgilisini görünce selam
verdi.Ekrem, Kazım Can' ı göremeyince geç kalmış olmanın verdiği sıkıntıyla
biraz hüzünlendi.Ama babasının hayatını da erken kurtarmıştı gene de!Kız,
Ekrem' in halini görünce atıldı:
-Hemen ağlama ya!
Müdürün yanına vardıklarında müdür, ceketinin cebindeki
imzayı çıkardı, oğluna uzattı:
-Al, Kazım Can' dan sana özel bir imza aldım.
Ekrem, imzaya bakarken ağzı kulaklarına varıyordu.Müdür,
kıza döndü:
-Naber, Sude, işler nasıl?Oğluma sakın benzeme ha bu
arada!..
Ekrem ile Sude, kimbilir kaçıncı kez bu lafı duymuş
olacaklar ki birbirlerine bakıp manidar şekilde güldüler.Sude:
-İyi iyi de ne benzeyecem ayol, o bana benzesin!..Ekrem
telefonunu çıkaracakken Sude engel olup kendi telefonunu çıkardı:
-Herkes telefona baksın.
Ardından hep bir ağızdan bağırdılar:
-SELFİİE!
Kazım Can ise
tuvaletten çıkmış, masaların olduğu alana geri dönmüştü.Kendi masasına bakınca
Nihal' i göremedi.Etrafına bakınıyorken kendisinden şikayetçi olan ve onu
tanımayan müşteri, Kazım' ı görünce yüzünü ekşitip bağırmaya başladı:
-LAN GENE Mİ SEN?!İNSANLARI RAHATSIZ ETMEYE UTANMIYOR MUSUN?
Kazım irkildi.Gerzek müşteriyi görünce, ister istemez
yüzünde ironik bir gülümseme oluştu.Çünkü tuvaletteyken, aynaya bakarken tekrar
kendisini geçmişini düşünürken bulmuştu.İnsanların savaş yarası zannettiği
fakat aslında parkta oynarken bir korkuluğa çarpmaktan oluşan yarayı, aynada
görünce ironik bir şekilde gülmüş ve dışarı çıkmıştı.Bu sırada baş eleman,
elinde bahçe hortumuyla içeri giriyordu.Kazım' ın üstüne yürüyen müşteriyi
görünce, koşup müdahale etti:
-Beyefendi, lütfen sakin olun.Kazım bey de zaten çıkıyordu,
di mi?
-Çıkıcam da bu ahmak, kendine hakim olsa iyi olur!
Müşteri iyice sinirlendi ve baş elemanın elindeki bahçe
hortumunu almaya çalıştı:
-Lan ben senin!..
Neyse ki kavga büyümeden ahmak müşteri dışarı atıldı.Kazım
da Nihal' i dışarda aramaya başladı. Sonra Nihal' i çıkmaz bir sokağın başında
görünce, hala kendisine dik dik bakmaya devam eden adama el hareketi çekerek
Nihal' in yanına gitti.Adam, sinirden köpürmeye başladı.Kazım, Nihal' in yanına
varınca çıkmaz sokağın içindeki manzarayı görünce şok oldu.Nihal' e soru
sorarcasına baktı, lakin Nihal, az önce konuşup lafa tuttuğu kadını anlatmamayı
seçti.Çünkü kadın, tam alnından vurulup öldürülmüştü.İkisi de birbirlerine
bakıp dudak büktüler, ardından hızlıca uzaklaşmaya baş- ladılar.Karşı
kaldırımdaki adam ise merakla çıkmaz sokağa girdi.Cesedi görünce o da bir nebze
şok oldu.Ama kendince, o şerefsizi şikayet ederim, düşüncesiyle sırıttı.Lakin
böyle bir şey asla gerçekleşmeyecekti.Çünkü oradan geçen bir polis, durumu
farkedip adamı tutuklamıştı.Ve böylece kendi ahmaklığının cezasını ağır
ödemişti.
Yorumlar
Yorum Gönder