-Umut Can' ı biraz tanıyabilir miyiz?
Umut Can. 1988
Sakarya doğumlu, evli, 2 çocuk babası, tasarımcı, illüstratör ve karikatürist
diyebiliriz. Liseyi tekstil tasarımında birincilikle bitirip Marmara Tekstil Tasarım
öğretmenliği için İstanbul’ da okurken yıllardır yaptığı ve merak ettiği
karikatür ve illüstrasyonu bir ustanın sayesinde meslek haline getirmiş ve
zamanla çeşitli ajans, dergi, kitap vb. işlerde çalışmış bir garip çizer adam.
-Peki ya bu tasarım merakının kökenini biraz anlatabilir
misiniz?
Aslında bu tamamen
mahallemin getirdiği şartlardan sanırım. Çünkü doğduğum mahalle çok tekin
değilmiş. Ben de kızlarla böyle renkli tellerden takı olsun, işte evde boş
bulduğum kağıtlara resim çizmek olsun, çamurdan bir şeyler yapmak olsun derken
tasarım yönüme yönelmişim.
-Böyle böyle tasarıma ilgim doğdu diyorsunuz. Peki tasarım
alanında lisede neler yaptınız? İlk büyük başarınız neydi?
Lise, meslek lisesi
olduğu için tişörte baskı yaptım. Değişik desenler ürettim. Değişik boyamalar
yaptım. Tüm klasikleri kırmaya çalıştım. Raportlama dersinde herkes çiçek,
böcek ya da geometrik şeyler çizerken ben baltanın kestiği kanlı kol bacaktan
desen yaptım. Lisede büyük bir başarım olduğu an karikatür yarışmasına katılmış
ve bisiklet kazanmıştım. Süper bir duyguydu. Ta ki kazandığım bisikletin dandik
olması ya da benim şanssız olmam sebebiyle yarışmadan eve o bisikletle dönerken
bisikletin tüm dişlilerinin kırılması daha büyük bir başarıdır bence.
-Güzel başarıymış. Daha da ilginci derste yaptıklarınız. Lise
sonda hazırlık kursuna katıldınız mı peki? Katıldıysanız deneyimlerinizi
paylaşabilir misiniz?
Hazırlık kursu diye
bir şey yoktu sanırım bizde. Staj vardı. Gittiğim firmada o kadar beğenildim ki
sanırım üniversiteyi kazanınca 4 yıl burs vermek istediler ve her yıl fuarlarda
biletimi aldılar ve okul bitince direkt işe çağırdılar.
-Üniversitede yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Üniversitede, yurtta
kalıyordum Altunizade’ de. Bir gün ben 1. sınıfken odamdaki 4. sınıflardan bir
abi dedi ki, ‘’Sana teknik resim ödevimi versem yapar mısın ?’’.Ben de ‘’Eee!’’
filan deyince o da ‘’30 TL veririm.’’ dedi. 12 sene önce filan, 30 TL çok iyi
para. ‘’Tamam.’’ dedim, yaptım. Sonra bir jeton düştü. Yurdun internet kafesine
yazı astım. ‘’Çizimle ilgili her türlü ödeviniz yapılır.’’. Oradan, internet
kafecinin ajansı varmış. Beni aradı, grafik tabletiyle tanıştırdı. 3 ay onunla
çalıştım. Sonra başka bir dernekten burs almaya başladım. Görevim çocuklar için
etkinlikler çizmekti. Falan filan derken bu dernek, beni bir çizgi roman
üstadının yanına yolladı. O da beni beğendi. Yanında 1 sene çalıştım. O süreçte
üniversitedeyken yerel dergilere çizdim, çocuk kitabı çizdim, storyboard çizdim,
karikatür çizdim. Kısacası çizime dair çoğu şeyi yaptım.
-Tasarım alanında çalışmak isteyenlere tavsiyeleriniz
nelerdir?
Türkiye, maalesef
tasarıma önem veren bir ülke değil. Türkiye, ucuza nasıl reklam yapabilirim
ülkesi. Bu sebeple, tasarım yapabilen kişiler çok yetenekli olmalı ve aynı
zamanda kendilerini pazarlamayı bilmeli. Hem bir anda birçok sektöre hakim
olmalı hem de kendilerini pazarlayabilmeli. Böylelikle en azından güzel gelir
etmeye çalışabilirler. Düşük bütçeli işler yapanların piyasayı düşürmesinden
bahsetmiyorum bile. Mesela siz 2000 TL’ ye logo yapabilecek potansiyele
sahipken birisi çıkıp 100 TL’ ye tasarımdan anlamayan birine logo yaparak sizi
sollayabilir.
-Kadına şiddet hakkında neler düşünüyorsunuz? Ne
yapılabilir?
Maalesef toplumumuz
bu konuda çok kötü durumda. Kadın çalışmaz, kocaya bir şey denmez, erkektir
yapar ama kadın yapmaz vb. bir sürü klişe mevcut biliyorsunuz. Bu sebeple
toplumumuzda kadına şiddet gayet normal karşılanmakta. Filmlerde gördüğümüz
gibi karısına şiddet uygulayan bir adama müdahale etmeye kalksak önce şiddeti
gören kadın ‘’Size ne?’’ diye bir tepki verebiliyor. Ben bunun çözülebilecek
bir durum olduğuna inanmıyorum. Ta küçüklükten işlenmesi ve toplumdan silinmesi
gereken bir durum. Ama toplumda olunca küçükken işleseniz de bir anlamı
olmuyor.
-En son projeniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Yeni
projeniz var mı?
En son projem tabi ki
Türkiye ile ilgili değil. Yurtdışında bir akım var. İnsanlar bazı çizgi filmleri
yetişkin olmasına rağmen izliyor. Ben de bunlardan biri olan Simpsons dizisindeki
karakterler gibi insanların karikatürlerini çiziyorum. İnsanlar ajansa
fotoğraflarını yolluyor, dünyanın her bir yanından. Ben de karikatürlerini Simpsons
tarzında çizip ajansa geri yolluyorum. Euro üzerinden kazandığım için daha
karlı oluyor. Bundan sonra da proje olarak karikatür çizim tekniklerini sessiz
bir video ile evrensel şekilde anlatmayı planlıyorum Youtube’ da.
-Kitaplarla aranız nasıl? Hangi kitapları tavsiye edersiniz?
Kitaplarla aram çok
iyiydi. Çok kitap okurdum. Sosyoloji, psikoloji, dinler tarihi gibi kitapları
daha çok okurdum. Sonradan bu okuduklarım beni biraz asosyal yapınca bir süre
ara verdim kitap okumaya. Betimlemeleri yüksek kitaplar okumaya, soyut şeyler okumaya
başladım. Özellikle Filibeli Ahmed Hilmi Efendi’ nin Amak-ı Hayal’ ine
bayılırım. 20 sefer okumuşumdur. Hatta çizgi romanını yapmak istiyordum. Ama
benden önce başka bir çizer dostumuz yaptı. Zaten evlenip çoluk çocuğa
karışınca bu kapitalist sistemde tek derdim, geçinmek oldu. Okuduğum şeyler,
artık izlediğim şeylere dönüştü. Görsel zekamla çalışan biri olduğum için
okumaktansa izlemeyi tercih ediyorum. Çizim yaparken sürekli bir dizi yahut bir
film açıktır diğer monitörümde.
-Yaşadığınız şehir hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sakarya’ da yaşıyorum. Küçük ama bir sürü farklı kültürlerin
olduğu bir şehir. Asosyal olduğum için şehrimle ilgili bir şey düşünemiyorum. Ama
şunu diyebilirim ki tasarım benim şehrimde tabela ve pankarttan ibaret. İstanbul’
daki sektörel şeyler bu şehirde hiç mi hiç yok.
-Karikatür sizin için ne ifade ediyor ve bu alanda
yaşadığınız zorlukları anlatabilir misiniz? Karikatür alanında nasıl bir
hocadan eğitim aldınız?
Karikatür benim için
şu. Hani dersteyken canın sıkılır da defterin kenarına bir şeyler karalarsın.
İşte o karaladıklarını boş bir kağıda karaladığında bir şey ifade ediyorsa ve o
karalama yapmayı sürekli ister pozisyona gelince hatta bundan para kazanacak duruma
gelince işte karikatür her şeyiniz oluyor. Yaşanılan zorluklar şu. Mesela ben
karikatür dersi veriyorum belediyede. Resim hocası bazen karikatür yeteneği
olan öğrencileri, velisiyle bana yolluyor. Veli diyor ki, benim oğlum abuk
sabuk, değişik çizimler yapıyor, sizle alakalıymış diyor. Bilmiyorlar ki
karikatür ne. Sadece mizah dergilerinden ibaret sanıyorlar. Sanat olarak
neredeyse yok. Dolayısıyla siz de bir değer göremiyorsunuz. Karikatürlerimden
güzel para kazanana kadar babam beni birileriyle tanıştırırken, ne iş yapıyor
diye sorduklarında başını eğip, bir şeyler çiziyor işte, diyordu. Şimdi artık o
bir tasarımcı, karikatürist diyebiliyor. Karikatür alanındaki eğitime gelince.
Alaylı biriyim 5-6 yaşımdan beri karikatür çiziyorum. Futboldan arabadan falan
hiç anlamam, hep çizerim. Eskiden karbon kağıtlarıyla dergilerden kopyalarak
başlamıştım. Şimdi artık bir tarzım var, o şekilde sürekli çiziyorum. Bunu
meslek haline getirmeme sebep olan Türkiye’ nin ilk çizgi roman çizerlerinden
Turan Dertli üstadımdır. O storyboard yaparak, çocuk dergilerine
illüstrasyonlar yaparak geçinirdi. Ben de onun yanında uzun zaman geçirdim ve
çok şükür benim için meslek haline geldi.
-Sakarya’ nın delisi Bisiklet Ramazan hakkında bilgi
alabilir miyiz?
Çarşıya çıktığımda çok
nadir denk gelmişimdir. Ama kim olduğunu bilmiyordum. Bisikletinde radyo çalan
bir deli diye görüyordum. Ne kadar boş bir medyaya sahip oluşumuzum kanıtı aynı
zamanda bu durum.
Yorumlar
Yorum Gönder