Kayıp Fantastik ve Bilimkurgu Okurlar Kulübü

 


Nuri Bilge Ceylan’dan İran’daki Rejim Destekli Festivale Katılım Tepkilerine Sert Yanıt

 

Nuri Bilge Ceylan, İran’daki rejim destekli Fecr Film Festivali’ne katıldığı için yöneltilen eleştirilere yanıt verdi. Ünlü yönetmen, “Sanatı siyasete feda etmek doğru değil,” dedi.

 

İran’da son yıllarda yaşanan toplumsal olaylar ve protestoların ardından, rejimin normalleşme çabalarının bir parçası olarak görülen kültürel etkinlikler tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu kapsamda 26 Kasım – 3 Aralık tarihleri arasında Şiraz kentinde düzenlenen ve 30 ülkeden 45 filmin gösterileceği Fecr Film Festivali’nin jüri başkanlığını üstlenen Nuri Bilge Ceylan’ın kararı, özellikle sürgündeki İranlı sinemacıların tepkisini çekti.

 

İran Bağımsız Film Yapımcıları Derneği (IIFMA), Ceylan’a gönderdikleri açık mektupta, “İran İslam Cumhuriyeti yönetimindeki Fajr Film Festivali’yle işbirliği yapacağınız haberi, yıllardır insancıl ve entelektüel dünya görüşünüzü yakından takip edenler arasında şaşkınlık ve üzüntü yarattı,” ifadelerini kullandı.

 

IIFMA, festivali rejimin propaganda aracı olarak nitelendirirken, Muhammed Rasoulof ve Cafer Penahi gibi hapis cezasına çarptırılan sinemacıların durumunu hatırlattı. Dernek, Ceylan’dan festivale katılım kararını gözden geçirmesini ve rejimin propaganda çalışmasına ortak olmamasını talep etti.


Bu eleştirilere Variety aracılığıyla yanıt veren Ceylan, şu açıklamayı yaptı:

 

“Fajr Film Festivali en az 40 yıldır düzenleniyor. Birçok sinemacı gibi ben de buraya birçok kez geldim. Burada Theo Angelopoulos ile tanıştım ve Béla Tarr’ın jürisinden bir ödül aldım. Sadece birkaç ay önce Tahran’da bir ustalık sınıfı verdim ve bu tür karşılaşmaların İran’da yaşayan genç sinemacılar ve sinema öğrencileri için ne kadar değerli olduğunu fark ettim.”

 

Ceylan, festivallerin siyasi dinamiklerle şekillendiğini kabul etmekle birlikte sözlerine şöyle devam etti:

 

“Bir festivali boykot etmek elbette bir direniş biçimi olarak anlaşılabilir, ancak orada yaşayan insanları gösterilecek filmlerden veya bu tür buluşmalardan mahrum bırakmak, sebebi ne olursa olsun, onları cezalandırmak gibi geliyor ve bu bana doğru gelmiyor.”

 

“Her festival, karmaşık siyasi dinamikler etrafında şekillenir. Günümüzde devletin desteği olmadan var olan neredeyse hiçbir festival yok. Ancak siyasi nedenlerle katılmayı reddetmek, bana sanatı siyasete feda etmek gibi geliyor” diyen ünlü yönetmen, festival katılımlarının hükümetlere destek olarak değil, siyasi rejimlerin halklar arasında oluşturduğu sınırları aşmanın bir yolu olarak görülmesi gerektiğini savundu.

 

Öte yandan, festivalin genel sekreteri Ruhullah Hüseyni, Ceylan’ın jüri başkanı olarak seçildiğini duyurarak, “Asya sinemasının sermayesi ve Cannes Altın Palmiye ödülünün sahibini jürimize davet ettik ve açılış törenini onunla yapacağız” açıklamasında bulundu.

 

Festival kapsamında “Çağdaş Türk Sineması” bölümü de yer alacak ve “Türkiye-İran Kültür Yılı” kapsamında çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

 

10. GİO Ödülleri Sahiplerini Buldu!

 

Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından düzenlenen GİO Ödül Töreni, Moda Sahnesi’nde gerçekleşti.

 

Fantazya, bilimkurgu, korku türlerinin Türkiye’de tanınması ve gelişmesi adına öncü rol üstlenen yazar, araştırmacı ve çevirmen Giovanni Scognamillo’nun adını taşıyan ve bu yıl altı kategoride verilen GİO Ödülleri 18 Ağustos’ta düzenlenen törenle onuncu kez sahiplerini buldu. Altı kategoride kazananlar:

 

Roman

Demirci: Kazan ve Ateş, Yiğit Hakan Mermeroluk

 

Öykü Kitabı

Okuma Odası, Onat Bahadır

 

Yayımlanmamış Öykü

Natır, Eylül İdemen Doğramacı

 

Çeviri

Lanetli Tavşan (Bora Chung), Sevda Kul

 

Çizgi Roman

Karikatüristin Ölümü, Memo Tembelçizer

 

İllüstrasyon

First Sin, Murat Çalış

 

Büyük ilgi gören törende çoğunluğunu yayıncı, yazar, editör, çevirmen ve çizerlerin oluşturduğu 300’e yakın davetli Moda Sahnesi’nde bir araya gelirken, törenin canlı yayını da ayrıca ilgiyle izlendi.

 

GİO Ödülleri yayıncılar için bir pusula olmalı

 

Sunuculuğunu Biğkem Karavus ve Güven Erkin Erkal’ın üstlendiği tören, FABİSAD Başkanı Jülide Kayaş’ın konuşmasıyla açıldı. Kayaş konuşmasında, “Bu yıl onuncusunu düzenlediğimiz GİO Ödülleri; fantazya, bilimkurgu ve korku türlerindeki iyi örnekleri okuruyla, karşılık bulabileceği kitlelerle bir araya getirme işlevi görüyor. Bu aynı zamanda içerik arayışları, basılacak eser arayışları çoğunlukla dışarı meyleden yayınevleri için de bir pusula olmalı. GİO Ödülleri’nin, eserlerimizin yerine ulaşmasında kaçınılmaz kanalımız, en kritik ortaklarımız olan yayınevlerinin bakışlarını biraz daha bize çevirmesinde etkili olmasını diliyoruz,” dedi.

 

2023 Roman Ödülü’nü Ezel Akay takdim etti

 

2013’te Şairin Romanı ile Murathan Mungan’a, 2015’te İskit ile Murat Başekim’e, 2017’de Sıcak Kafa ile Afşin Kum’a, 2019’da Istrancalı Abdülharis Paşa ile Mehmet Berk Yaltırık’a, 2022’de Kurbağa Adası ile Selim Erdoğan’a verilen GİO Roman Ödülü’nü bu yıl Demirci: Ateş ve Kazan ile alan Yiğit Hakan Mermeroluk’a ödülünü aynı zamanda roman jürisinin de üyesi olan Ezel Akay sundu. Akay ödül takdiminde yaptığı konuşmada spekülatif türlerde çok eser verilmesinden duyduğu memnuniyeti belirterek, “Fantazya ve bilimkurgu yazarlarıyla sinemacıların daha içli dışlı olması gerektiğine ve birlikte çok güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum,” dedi.



2023 Mavi Anka Onur Ödülü’nün sahibi, bilimkurgu yazarı Müfit Özdeş oldu

 

FABİSAD’ın 2014’ten bu yana bilimkurgu, fantazya ve korku alanlarına önemli katkılarda bulunmuş duayen isimlere verdiği Mavi Anka Onur Ödülü’nün bu yılki sahibi ise Müfit Özdeş oldu. Kendisi de 2015 Mavi Anka Onur Ödülü’nün sahibi olan Bülent Somay’ın takdim ettiği ödülü Müfit Özdeş adına alan İsmail Yamanol, Özdeş’in mesajını davetlilerle paylaştı:

 

“GİO ödüllerinin ilk verilmeye başlandığı 2014 yılından bugüne, 10 yılda Türkiye’de bilimkurgu alanında çok büyük gelişmeler oldu. Artık kimse düş gücünü olanla, olabilecekle ve düşünülebilecekle sınırlamıyor; bu çok heyecan verici. 1954 yılında başlayan kendi bilimkurgu serüvenimin şimdi ülkemde böyle bir yere gelebildiğini görmek beni gerçekten çok mutlu ediyor.”

 

Bülent Somay da ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında Müfit Özdeş’in yakından tanık olduğu bilimkurgu yazarlığı macerasını anlatarak, Mavi Anka Onur Ödülleri’nin kuşaklar arasında kurduğu bağın değerinden söz etti, önceki kuşakların da yeni kuşaklardan öğreneceği şeyler olduğunu belirtti.

 

Törende ayrıca Yeşim Tabak’ın Kontun Bahçesi: Giovanni Scognomillo’nun Sergisi filmi gösterildi. Gösterimden önce Yeşim Tabak, film ve Giovanni Scognamillo üzerine konuştu.

 

Kazananlara plaketleri jürinin gerekçeli kararı okunarak sunulurken, törende kısa listeye kalan diğer yarışmacılara da başarı sertifikaları verildi.

 

Comikon’da Ülkemize Gelen Sanatçıların İstanbul ve Etkinlik İzlenimleri

 

Bildiğiniz üzere geçen hafta sonu İstanbul’da Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi’nde düzenlenen Comikon 2019 etkinliğine pek çok Türk ve yabancı isimler konuk oldu. Özellikle anime ve manga sektöründe tanınan Japon mangakaları, yönetmenleri ve seiyuuları bu etkinlikte ağırlama şansı yakaladık. Peki dolu dolu geçen bu iki günde sanatçıların ülkemiz, İstanbul ve etkinlik hakkındaki izlenimleri neler oldu? Gelin hep beraber göz atalım.

 

2013 yılında başlayıp 2019 mart ayında sona eren Shingeki no Kyojin: Before the Fall mangasının çizeri Shiki Satoshi etkinliğe katılan mangakalardan biriydi. Şu sıralar ise 2018 yılında başladığı ve halen devam ettiği Dororo to Hyakkimaru Den isimli manganın hem yazarlığını hem de çizerliğini yapmakta.

 

Shiki Satoshi, ülkemize geldiğinde ilk dikkatini çeken şeylerden birinin bir kitapçının camekanında gördüğü Shingeki no Kyojin: Before the Fall mangasının 3. cildi olduğunu ifade ediyor. Tabi hemen fotoğraf çekmeyi de ihmal etmemiş.

Mangaka ”Türkiye ziyaret ettiğim ilk ülke olduğundan biraz gergindim fakat etkinlik çok canlı geçti. Ayrıca Türklerin Japon anime ve mangalarına bu kadar ilgili olmaları beni çok mutlu etti.” diyerek bizlerin ilgisinden oldukça memnun kaldığını ifade etti.

 

Satoshi-san etkinlik sona erdiğinde ”Pek çok kişinin canlı çizim ve imza günüme gelmesi beni çok memnun etti. Tercümanların saydığına göre imza gününe yaklaşık 790 kişi katılmış. Çok teşekkür ederim! Bir gün yine görüşmek üzere İstanbul!” şeklinde Twitter adresinden paylaşımda bulundu. Dileriz sevilen mangaka ülkemizi tekrar ziyarete gelir.






Bizler onu Sailor Moon’dan Chiba Mamoru, One Piece’den Sabo, Dragon Ball’dan Yamcha ve daha nicesi olarak tanıyoruz. Evet etkinliğin önemli konuklarından biri de deneyimli seiyuu Furuya Toru idi.

 

Gece İstanbul’a ayak basan seiyuu ilk olarak havalimanını oldukça geniş ve güzel bulduğunu ifade etti. Furuya-san 20 Ekim Pazar günü etkinliğe konuk olacağından Cumartesi gününü İstanbul’u gezmeye ayırdı. Twitter adresi aracılığı ile gezisinden pek çok kare paylaşan ünlü seiyuu Kapalıçarşı, Ayasofya Müzesi ve Sultan Ahmet Cami gibi İstanbul’un en bilinen yerlerini ziyaret etti.

 

Gezisinden ”19. yüzyıl İstanbul’unu gezmek” diye bahseden seiyuu Sultan Ahmet Cami ve Türk İslam Eserleri Müzesi arasında kalan Antik Hipodrom ve yine Sultan Ahmet Meydanı’nda bulunan Alman Çeşmesi’ni ziyaret edip fotoğraflar çektirmiş. Hatta fotoğrafları paylaştığı tweetinde eserlere dair bilgiler paylaşmayı da ihmal etmemiş

 

Sanatçıyı çok şaşırtan başka bir detay ise Ayasofya Müzesi’nde yer alan İslamiyeti ve Hristiyanlığı temsil eden ve bir arada bulunan mozaikler ve hat levhaları olmuş. Ayasofya dışında Sultan Ahmet Cami’sini ziyaret eden seiyuu eserin Osmanlı mimarisinin şaheserlerinden biri olduğu bilgisini Twitter üzerinden hayranlarıyla paylaştı.

 

Kapalıçarşı’ya da uğrayan sanatçı dediğine göre hatıra eşyası olarak halı bile almış.

 

Güzel bir karşılaşmadan bahsedelim şimdi de: Bir aktar/baharat dükkanını (kendisi şeker dükkanı olarak tarif ediyor) ziyaret eden sanatçı tezgahtarın büyük bir One Piece hayranı çıktığını ve  hayranın seiyuu ile tanışmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti.

 

Seiyuu öğle yemeği içinse Tarihi Sultan Ahmet Köftecisi’ne uğramış. Türk yemeklerinin çok lezzetli olduğunu söyleyen Furuya-san mekanın yemeklerinden fazlasıyla memnun kalmış.

 

Gelelim etkinliğe… Furuya-san etkinlikte oldukça eğlenceli anlar yaşattı hayranlarına ki kendisinin de eğlendiğini umuyoruz. Zira imza verme esnasında hayranlarıyla fotoğraf çektirip bunları Twitter adresinden paylaştı. Etkinlik sonunda günün dolu dolu geçtiğini ifade eden sanatçı Türklerin misafirperverliğinden çok memnun kaldığını söyledi.

 

İstanbul’dan ayrılmadan önce bir balık restoranında akşam yemeği yiyen seiyuu ardından İstanbul’un gece manzarasının tadını çıkarmış.

 

Son olarak Furuya-san eve dönüş günü Türkiye ve İstanbul’un pek çok tarihi miras barındırdığını insanların ise son derece dost canlısı olduğunu söylerken İstanbul’u tekrar ziyaret etmek istediğini belirtti.

 

Gelelim bir diğer deneyimli seiyuu Yamaguchi Yuriko’ya. Seiyuu en çok One Piece serisinin sevilen karakteri Nico Robin ile tanınıyor.

 

Öncelikle sanatçı Twitter adresinden güzel bir gece manzarası eşliğinde İstanbul’a indiğinden bahsetti.

 

Yamaguchi-san tıpkı Furuya-san gibi etkinlikten önceki gününü İstanbul’u gezmeye ayırdı. Hatta gezisini Furuya-san ve ekibi ile gerçekleştirdi. Kendisi de Furuya-san gibi tarihi mekanlarda fotoğraf çektirip Twitter adresi üzerinden hayranlarıyla paylaştı.

 

Etkinlikte ise büyük bir hayran kitlesi ile karşılaşan Yamaguchi-san Furuya-san ile birlikte seslendirdikleri en sevilen karakterlerin repliklerini okudular. Son olarak İstanbul halkının kendilerine karşı çok nazik olduklarını ifade eden seiyuu tekrar gelmek istediğini ifade etti. Elbette seni de yeniden bekleriz Yamaguchi-san.

 

Bu konukların yanı sıra Bleach’in yönetmeni Noriyuki Abe; Akame ga Kill, Steins;Gate gibi serilerin animasyonları üzerinde çalışmış olan ayrıca Sword Art Online’da silahlı ateşlerin tasarımında görev almış Aoki Yu; yine asurafilm stüdyosunun kurucusu Mochizuki Shigetaka ve bu sektörde yer alan pek çok ünlü isim etkinliğe katılarak dolu dolu bir gün yaşattılar bu dünyaya meraklı hayranlara.




Zamanının Ötesinde Bir Türk Kadını: Seden Kızıltunç

 

Seden Kızıltunç, 1942 yılında Ağrı’da dünyaya geldi. 1957’de Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girerek sanat yolculuğuna ilk adımını attı. 1959’da tiyatro sahnesine çıkarak profesyonel oyunculuğa başladı. İlerleyen yıllarda sinema dünyasına da giriş yaptı; hem kamera karşısında yer aldı hem de pek çok projeye senaryo yazarı olarak katkı sundu. 1960’lardan itibaren Yeşilçam filmlerinde ve İstanbul’un önemli sahnelerinde boy gösterdi. Tiyatrodaki performanslarıyla takdir topladı, yurt dışında aldığı eğitimle sahne deneyimini daha da pekiştirdi. Ancak Kızıltunç’u asıl farklı kılan, Türk televizyonculuğunda bilimkurgu türüne öncülük eden cesur ve yaratıcı çalışmalarıydı. Televizyon yayınlarının henüz siyah-beyaz olduğu dönemde, alışılmadık bir hayal gücüyle bilimkurguyu yerel izleyiciyle buluşturdu. Kadın karakterleri merkezine alan hikâyeleriyle hem anlatımda hem temada sınırları zorladı. Döneminin çok ilerisinde bir bakış açısıyla televizyonculukta ve türler arası geçişte öncü bir figür hâline geldi.

 

Tiyatro kökenli bir sanatçı olan Seden Kızıltunç, yıllar boyunca Ankara ve İstanbul’un saygın sahnelerinde oyunlar sergiledi; klasik eserlerden müzikallere uzanan pek çok yapımda rol aldı. Gençlik yıllarında Cüneyt Türel, Mete İnselel ve Şener Şen gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşarak deneyim kazandı. 1964 yılında, Ankara Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği Sultan Gelin adlı müzikalde yer alarak adını duyurdu. 1970’ler ve 80’lerde sinema perdesinde boy gösterdi; Bir Türk’e Gönül Verdim (1969) ve Zavallılar (1974) gibi Yeşilçam filmlerinde rol aldı. 1980’lerde ise özellikle Kaşık Düşmanı (1984) filmindeki performansıyla izleyicilerin hafızasında yer etti. Oyunculuğun yanı sıra televizyon için hazırlanan eğlence programlarında sunuculuk yaptı, skeçlerde oynadı. Halit Kıvanç’ın Zaman Zaman İçinde ve Sarmaşık gibi programlarında canlandırdığı tiplemelerle geniş kitlelere ulaştı.

 

1980 yılında TRT ekranlarında yayımlanan Zaman Mekân Makinesi, Türkiye televizyon tarihinin ilk bilimkurgu dizisi olarak kabul edildi. Seden Kızıltunç, üç bölümden oluşan bu mini dizinin hem senaryosunu yazdı hem de başrolünü usta oyuncu Zihni Göktay’la birlikte paylaştı. Başlangıçta bayram tatili için tek seferlik özel bir yapım olarak planlanan proje, gördüğü büyük ilgi üzerine 13 bölümlük bir seriye dönüştü. Konusunu zamanda yolculuğu mümkün kılan fantastik bir makineden alan Zaman Mekân Makinesi, dönemin siyah-beyaz ekranında alışılmadık ve heyecan verici bir deneyimdi. Kızıltunç, bu projenin çıkış sürecini anlatırken, “Üç günlük bayram tatili için ekrana üç bölümlük bir proje yansıtacaktık. Zaman Mekân Makinesi isimli dizinin senaryosunu yazdım. Çok sevildi. Sonra 13 bölüm daha çektik. TRT’nin ilk bilimkurgu dizisi olan bu yapımda Zihni Göktay da rol aldı,” diyerek bu öncü çalışmanın başarısını vurguladı. Gerçekten de Zaman Mekân Makinesi, Türk izleyicisinin bilimkurguya bakışını dönüştüren, teknolojiye ve geleceğe dair merak uyandıran öncü bir yapım olarak hafızalara kazındı.

 

1988 yılında TRT 1’de yayımlanan ve Seden Kızıltunç’un hem senaryosunu yazdığı hem de başrolünde oynadığı Uzaylı Zekiye, Türk televizyonculuğunun kült dizilerinden biri hâline geldi. On bölüm süren yapım, yayımlandığı dönemde çocuklardan yetişkinlere kadar geniş bir izleyici kitlesini ekran başına topladı. Dizi, saf bir genç kızın Güneş’te meydana gelen patlamalar sonucu geçici olarak üstün zekâ kazanmasını anlatıyordu. Karakterimiz, zor bir durumla karşılaştığında gözlerinde çakan kırmızı ışıklar eşliğinde aniden dâhi düzeyinde bir zekâya ulaşıyor ve tüm kötülükleri alt ediyordu. Bu sıra dışı hikâye, dönemin teknik sınırlamalarına rağmen izleyicide merak uyandırmayı başardı.





Dizinin oyuncu kadrosunda Seden Kızıltunç’un yanı sıra Türk tiyatrosunun duayen isimleri yer aldı. Zekiye’nin babasını Münir Özkul, annesini ise Doğu Erkan canlandırdı. Ayrıca Üstün Asutay, Suna Selen ve Atacan Arseven gibi deneyimli oyuncular da projede rol aldı. Yönetmen koltuğuna Oktay (Oksal) Pekmezoğlu oturdu; dizinin müziklerini ise usta besteci Cahit Berkay hazırladı. Projenin en dikkat çekici yanlarından biri ise Seden Kızıltunç’un neredeyse 46 yaşında olmasına rağmen lise çağındaki bir genç kızı büyük bir inandırıcılıkla canlandırmasıydı. Hatta Kızıltunç, dizide annesini oynayan Doğu Erkan’dan yaşça birkaç ay büyüktü. Minyon fiziği ve enerjik oyunculuğuyla seyirciye 16–17 yaşlarında bir genç kız izlenimi verebildi ve bu performansıyla da büyük takdir topladı.

 

Ancak Uzaylı Zekiye, gördüğü büyük ilgiye karşın uzun soluklu bir ekran yolculuğu yapamadı. Kızıltunç, yapımcı şirketin ödeme aksaklıkları ve sete yaptığı müdahaleler nedeniyle diziyi sürdürmenin imkânsız hâle geldiğini belirtti ve “Ancak 10 bölüm zor dayandık, yapım şirketi paramızı vermedi,” diyerek emeklerinin karşılığını alamadıklarını açıkladı. Her şeye rağmen Uzaylı Zekiye, Türk televizyon tarihinde bir mihenk taşı hâline geldi. 1980’ler hafızasında silinmez izler bıraktı; fantastik mizah anlayışı ve sıra dışı karakteriyle unutulmazlar arasına girdi.

Zaman Mekân Makinesi ile başlayan ve Uzaylı Zekiye ile devam eden bilimkurgu serüveni, Seden Kızıltunç’u yeni yaratıcı arayışlara yöneltti. 1980’lerin ortasında, yapay zekânın henüz gündelik yaşama girmediği bir dönemde kadın bir robot karakteri merkeze alan Pilli Bebek adlı sıra dışı bir dizi projesi kaleme aldı. Bu yapımda ona Uğur Yücel ve Necati Bilgiç gibi usta oyuncular eşlik etti; hikâye, insan görünümünde bir kadın robotun yaşadığı sıra dışı olaylar etrafında şekillendi. TRT, diziyi çekip tamamlamış olmasına rağmen bir türlü yayına almadı. Projeyi “gelecek yıl yayımlarız” diyerek rafa kaldırdı. Seden Kızıltunç ise bu belirsizlik karşısında soğukkanlılığını korudu ve profesyonel yaklaşımıyla süreci akışına bıraktı. Ne yazık ki Pilli Bebek, tümüyle çekilmiş olmasına karşın hiçbir zaman TRT ekranlarında izleyiciyle buluşamadı. Yine de proje, Kızıltunç’un bilimkurguya olan bağlılığını ve döneminin çok ötesinde fikirler üretme cesaretini gösteren önemli bir örnek olarak hafızalarda yer etti.

 

Yılmadan üretmeye devam eden Seden Kızıltunç, Pilli Bebek’ten sonra bir başka bilimkurgu projesi olan Pilli Gelin’in senaryosunu kaleme aldı. Bu kez hikâyesini bir film yapımcısıyla buluşturmak istedi ve senaryosunu ünlü yapımcı Türker İnanoğlu’nun yazıhanesine bıraktı. Ancak bir süre sonra senaryosunun izinsiz şekilde kullanıldığını fark etti. Kendi anlatımına göre, Yeşilçam’da Pilli Gelin’e son derece benzeyen bir film çekilmişti. Fikrinin sahiplenildiğini öğrenen Kızıltunç, buna rağmen yasal yollara başvurmadı. Nitekim bu senaryodan esinlenilerek çekilen film yıllar boyunca televizyon kanallarında gösterildi. Kızıltunç ise bu süre zarfında başka projelere yöneldi. Fikrinin çalınmasına üzülmek yerine daha iyisini yazma kararlılığı gösterdi; sanatını engellerle değil, inançla sürdürdü.

 

1990’lı yıllarda Seden Kızıltunç, televizyon için fantastik ögeler barındıran yeni hikâyeler üretmeye devam etti. 1993 yılında, Sihirli Safiye adlı diziyle ekranlara âdeta bir peri masalı atmosferi içinde geri döndü. Ardından 1995 yılında, bilimkurgu ile komediyi harmanlayan Biyonik Belma projesini hayata geçirdi. Adından da anlaşılacağı üzere Biyonik Belma, olağanüstü teknolojik yeteneklere sahip bir kadın karakteri merkezine aldı. Kızıltunç bu yapımda hem yaratıcısı hem de oyuncusu olarak görev yaptı. Ancak 1990’ların ortasında özel televizyon kanallarının çoğalması ve yabancı dizilerin ekranlara hâkim olması, Biyonik Belma gibi özgün ve yerli yapımların geniş izleyici kitlelerine ulaşmasını zorlaştırdı. Uzaylı Zekiye kadar dikkat çekemeyen bu yeni yapım, yayımlandığı özel kanalda izlenme oranlarında istenen başarıyı yakalayamadı ve kısa süre sonra yayından kaldırıldı.

 

Yine de Biyonik Belma, Türk televizyon tarihinde bir kadının biyonik güçlerle donatıldığı ender projelerden biriydi. Seden Kızıltunç, popüler kültürün yabancı yapımlara yöneldiği bir dönemde kendi özgün hikâyelerini anlatmak için cesurca çaba gösterdi; televizyon ekranlarında yerli bilimkurgu anlatılarına yer açmaya devam etti. İlerleyen yaşına rağmen sanat tutkusundan hiç vazgeçmedi; 2000’li yıllarda da tiyatro oyunları yazıp sahnelemeye devam etti. Yakın geçmişte sahneye koyduğu 9 Kocalı Kadriye adlı oyunla güncel toplumsal meselelere mizahi bir dille değindi ve tiyatro sahnesindeki varlığını sürdürdü. Altıdan fazla evlilik yapmış olmasıyla zaman zaman magazin basınının dikkatini çektiyse de her daim sanatçı kimliğini ön planda tuttu. Yıllar boyunca türlü zorluklara, engellere ve ihmal edilmişliğe rağmen üretmeyi bırakmadı; televizyon, tiyatro ve edebiyat alanlarında özgünlüğünden ödün vermeden iz bırakan işler ortaya koydu. Bugün ustalık çağına erişmiş bir oyuncu ve yazar olarak sessiz bir yaşam sürüyor.

 

Seden Kızıltunç, Türk televizyonunda bilimkurgu türüne yaptığı katkılarla gerçek anlamda öncü bir figür. Zaman Mekân Makinesi, Uzaylı Zekiye, Pilli Bebek, Pilli Gelin ve Biyonik Belma gibi projeler, dönemin yerleşik kalıplarını yıkarak kadın karakterleri bilimkurgu anlatıların merkezine yerleştirdi. Erkek egemen kahraman figürlerinin hüküm sürdüğü bir alanda cesaretle kadın kahramanlar yarattı; bu karakterler bazen zaman makinesi icat eden bir mucit, bazen gökten gelen kozmik güçlerle donanmış saf bir genç kız, bazen de bir robot ya da biyonik bir varlık olarak karşımıza çıktı. Bu yönüyle işleri, kadınları doğrudan anlatının taşıyıcısı yapan ender bilimkurgu örnekleri arasında yer aldı. Türk televizyon tarihinde ekrana gelen ilk kadın bilimkurgu kahramanları onun kaleminden çıktı; hem türün sınırlarını zorladı hem de temsil biçimlerini kökten dönüştürdü.

 

Kızıltunç’un yaratıcı vizyonu ne yazık ki hak ettiği ölçüde uzun soluklu olamadı; ancak bugün geriye dönüp bakıldığında değeri çok daha net anlaşılıyor. Ürettiği diziler, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen unutulmuyor ve zaman zaman nostaljik bir ilgiyle yeniden hatırlanıyor. Yaratıcı, ileri görüşlü ve zamanının ötesinde bir kadın olarak Kızıltunç, kendisinden sonra gelen yapımcılara ve senaristlere ilham vermeye devam ediyor. Bıraktığı miras, bilimi ve düş gücünü harmanlayan hikâyelerde kadın karakterlerin de en az erkekler kadar güçlü ve merkezî bir rol üstlenebileceğini kanıtlıyor. Kısacası Seden Kızıltunç, tıpkı canlandırdığı karakterler gibi dünyamıza vakitsiz gelmiş bir yıldız…

 

Çizgi roman tutkunları dernekleşti

 

Zagor, Tex, Mr. No, Tomraks, Tarkan, Kara Murat, Karaoğlan gibi 1950'li yıllardan bu yana  geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan çizgi romanlar, bu kez bir dernek çatısı altında tutkunlarıyla buluştu. Çizgi roman okuyan çocukların iyilerin olduğu dünyada büyüdüklerini, adalet, vicdan, sabır, merak gibi hislerinin geliştiğini söyleyen dernek üyeleri, çizgi romanları gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyor.

 

Küçükçekmece'de, 2017 yılının son aylarında kurulan dernek kapıdan içeri adım atıldığında çizgi romanların merak uyandıran dünyasına götürüyor. Geçmişten günümüze birçok eski çizgi romanın olduğu raflar kokusuyla sizi nostaljik bir seyahate çıkarıyor.

 

Dernek başkanı Önder Çakı, derneğin faaliyetleri hakkında bilgi vererek, çizgi romanın önemine değindi. Çizgi romandan keyif alan insanların bir araya gelerek dernekleştiklerini söyleyen Çakı,"Hepimiz çizgi romandan keyif alıyoruz. Kimimiz koleksiyoner, kimimiz okuyucu, kimimiz de yayıncıyız. Çok değişik meslek gruplarından çizgi roman sever arkadaşlarla birlikte bu derneği kurduk. Yeni nesil çocuklar eskisi gibi çizgi roman okumuyor, bu alışkanlığın devam etmesini sağlamak istiyoruz. Geçmişte yayınlanan yerli çizgi romanların ve çizerlerinin gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyoruz. Ayrıca kitapların ve çizgi romanla alakası olan film afişlerinin, orijinal çizimlerin, efemeraların saklandığı müze kurmayı amaçlıyoruz" dedi.

 

Dernekte çizgi roman okuyup, okutmaya çalıştıklarını belirten Çakı, "Yurt dışında çıkan çizgi romanları takip ediyoruz. Türkiye'deki çizerlerle özel günler yapıyoruz. En son Suat Yalaz ve Talat Güreli ile bir araya geldik. Çok güzel, keyifli bir işle uğraşıyoruz, çok da mutluyuz" diye konuştu.

 

Eski çizgi romanlar ile günümüz çizgi romanları arasında çok büyük bir değişim olmadığını söyleyen Çakı, sadece eskiden romandan çizgi romana aktarılan kitaplar çok azdı, günümüzde yeni tek kitaplık çizgi romanlar çoğaldı. Eski dönemdeki çizgi romanlar uzun seriler halindeydi. Bir macera bitip, diğeri başlıyordu, şimdi öyle değil" ifadelerin kullandı.

 

Çizgi roman okuyan çocukların iyilerin kazandığı dünyanın içinde büyüdüğünü aktaran Çakı, çizgi romanın çocukta adalet, vicdan, sabır, merak gibi hisleri gelişmesine katkı sağladığını dile getirdi.

 

Günümüzde dergilerde çıkan çizgi romanların yeterli olmadığını ifade eden Çakı, çizgi roman ağırlıklı klasik eserlerin çocukların gelişimine katkı sağlayacağını belirterek şunları söyledi:

 

"Bizim dönemimizde çocuk dergileri çıkıyordu. Bu dergilerin içinde hem çizgi roman bulunurdu, hem de müfredata paralel bilgiler verilirdi. Yani çocukların sıkılmadan okuyacakları, çizgi romanla da tanışacağı dergiler yapılıyordu. Şu an dergilerde yapılan çizgi romanlar yeterli değil. Daha çizgi roman ağırlıklı, romandan çizgi romana uyarlanmış klasik eserlerin, çocukların ilgisini çekecek ve faydalı olacağını düşünüyoruz. Bununla ilgili de bir takım çalışmalar yapıyoruz. Mesela, çocuk dergilerinin 1928'den günümüze kadar gelen hikayesini anlatacağımız kitap hazırlığındayız."

 

Sosyal medyanın çizgi romanların devam etmesine büyük katkı sağladığını dile getiren Çakı, "Şu an sosyal medya belki çizgi romanların tirajına etki etmiyor ama devam etmesine çok büyük katkısı oluyor. İnternet siteleri, forumlar çizgi romanı destekliyor" dedi.

 

Derneğin üyelerinden biri de ünlü yönetmen Kudret Sabancı, aynı zamanda Karaoğlan'ın da yönetmeni olan Sabancı, "Çizgi roman çok önemli, her şeyden önce ben sinemacıyım, mesleki olarak önemi var. Çünkü yaptığım iş çizgi romana benziyor. İkisinde de ışık, senaryo, kadraj, diyalog var. Aradaki fark şu sinemada veya filmde paranız kadar hareket ediyorsunuz, çizgi romanda hayal gücünüz kadar" dedi.

 

Çizgi romanın dünyada 9'uncu sanat dalı olarak kabul edildiğini belirten Çakı, "Bunu yaşatmak, tanıtmak, sevdirmek ve Türkiye'deki genç nesillere ulaştırmak gerekiyor. Çizgi roman hayal gücü, fantezi, sanat. Sinema ve tiyatro ne kadar önemliyse çizgi romanda o kadar önemlidir" diye konuştu.

 

Severek takip ettiği çizgi roman karakterlerini de paylaşan Sabancı, çizgi romanın önemine ilişkin şunları söyledi:

 

"Corto Maltese'i çok severim, herkese tavsiye de ediyorum. Ken Parker var, hatta onun yaratıcısı için çizgi romanın Dostoyevski'si derler. Birde Klasikler tabi Zagor, Tex. Amerikan çizgi romanlarından takip ettiğim Batman, Conan var. Çizgi roman sinemaya Federico Fellini'yi kazandırdı. Fellini çizgi romandan gelmedir, çizerdir, Enki Bilal'i kazandırdı. Bugün Amerikan sinemasını çizgi roman taşıyor, ayakta tutuyor. Hollywood'un son dönem gelen bütün filmlerinin yüzde 80'i çizgi roman uyarlamasıdır."

 

Kıyıda köşede kendini tek hisseden çizerler varsa eğer onlara çağrıda da bulunan Sabancı, "Günümüzün bir sürü grafik sanatçısı, çizeri, ressamı çizgi roman kökenlidir. Kıyıda köşede bize ulaşamayan insanlar vardır. Kendilerini tek hissediyorlardır. Tek değiller, gelsinler burada çok güzel insanlarla bir aradayız. Çizgi romanı yaşatalım, geniş kitlelere yayalım" dedi.




Kaynaklar:

https://kayiprihtim.com/haber/nuri-bilge-ceylan-festivali-tepkileri-yanit/

https://www.fabisad.com/2024/08/20/10-gio-odulleri-sahiplerini-buldu/

https://www.animefantastica.com/comikonda-ulkemize-gelen-sanatcilarin-izlenimleri

https://www.milliyet.com.tr/gundem/cizgi-roman-tutkunlari-derneklesti-2591913

https://www.bilimkurgukulubu.com/sinema/sinema-uzerine/zamaninin-otesinde-bir-turk-kadini-seden-kiziltunc/

https://x.com/search?q=%23withHandala&src=hashtag_click

 


Yorumlar